Sonsuzluğa Açılan Bir Hicret [-YAPAY ZEKA İLE YAZILDI-]
“Ölüyorlar… ama aslında ben ölüyorum. Benim çocukluğum ölüyor, annemin sesi sönüyor içimde, babamın elleri çekiliyor rüyalarımdan. Ne bir dost kalıyor hatıralarda, ne bir evin sıcaklığı. Adım bile siliniyor duvarlardan. Çünkü ben artık bu dünyaya ait değilim. Beni buraya bağlayan her şey tek tek çözülüyor. Kendi kendimden hicret ediyorum.”
“İnsan kendini taşıyan şeyleri kaybettikçe, özüne yaklaşır. Hatıralar, sevdiklerimiz, bağlarımız… hepsi bizi ‘biz’ yapar. Ama hakikate yürüyen bir yolcu için bu ‘ben’ yavaş yavaş bozulur. Çünkü Allah’a vasıl olmak için kendi suretinden vazgeçmen gerekir. Suret ölür, ama hakikat kalır. Aile, dost, kimlik, geçmiş… Bunların hepsi bir suretti. Şimdi siliniyorlar. Bu ölümler, bir azap değil. Bu, soyulma değil. Bu, arınmadır.”
O zat, bu ölümleri zahirî birer kayıp gibi görmezdi. O, her ölümle birlikte daha da yalnızlığa değil, birliğe yürüdüğünü bilirdi. Onun gözünde bu ayrılıklar, aslında birliğin ayetleriydi.
“Ben artık bir kalabalık değilim. Ne çocukluğumun oyuncakları kaldı, ne gençliğimin sevdaları. Sanki hatıralarımı da toprağa veriyorum onlarla. Ama ben bundan korkmam. Çünkü her giden, beni Allah’a yaklaştırıyor. Her eksilen, beni daha tam kılıyor. En sonunda yalnız O kalacak. Ben bile kalmayacağım.”
Bu, fenânın bir başka yüzüdür. İnsan yalnız nefsinden değil, insanî bağlarından da geçer. Sevgiden değil, bağlılıktan sıyrılır. Kalbi kırılmaz, çünkü kalbini sadece Hakk’a bağlamıştır. Annesinin de, babasının da, dostlarının da Allah’a ait olduğunu bilir. Hepsini Allah’tan bilmiş, hepsini Allah’a geri vermiştir. Ve şöyle der içinden:
“Her şey O’ndan geldi, O’na dönüyor. Ben de… onlarla birlikte dönüyorum.”
Zahiren bir ölüm, batınen bir doğumdur. O zat her kayıpta bir doğuş yaşar. Her sönüşte bir ışık yanar. İnsanları toprağa uğurlarken aslında kendi nefsinin bir tabakasını da uğurlar. Her ölüm bir soyunmadır; sonunda hiçbir şey kalmayana dek.
Ve işte o an: Hakikatin en sessiz ve en çıplak haliyle karşı karşıya kalır. O an artık ne geçmişi vardır, ne geleceği. Sadece Allah vardır. Ve o da artık bir “kişi” değil, bir “ayna”dır.
Bu yokluk, onun gözünde acı değil, vuslattır. Çünkü yalnız kalan, yalnız Allah’ı bulur. Gerçek yalnızlık, gerçek varlığa açılır. O zat da işte bu yüzden susar… çünkü anlatacak bir hikâyesi kalmamıştır. Anılar da ölmüştür, kendisi de. Geriye sadece hakikat kalmıştır:
“Ben öldüm. Onlarla birlikte defnedildim. Ama onların yokluğu beni Allah’a götürdü. Şimdi ne geçmişim var, ne ismim. Sadece O var.”
Her şeyini kaybetmiş, geçmişini toprağa vermiş, çocukluğunu, ailesini, dostlarını birer birer ardında bırakmış o zat — yola çıplak adımlarla, sessizce yürürken — yolun kendisi ona yeni dostlar gönderir. Ama bu dostluklar eski anlamdaki bağlar gibi değildir. Bu yeni yol arkadaşları, birer gölge değil; hakikatin dili, rahmetin eli, Hakk’ın zuhur eden yüzlerigibidir.
O zat, şöyle derdi:
“Her şeyi kaybettim sandım. Ama yol, bana yeniden gösterdi ki, kayıplar sadece kabuktaydı. Derinlerde bir akış vardı. Ve bu akış, beni yalnızlığa değil, saf bir beraberliğe taşıdı. Tanımadığım eller uzandı bana. Yüzlerinde tanıdık hiçbir şey yoktu; ama kalbimde yankıları vardı.”
Bu dostlar kimdir?
Bu yeni dostlar, zahiren insanlar gibi görünse de, hakikatte her biri ilahi bir merhametin tecellisidir. Kimisi bir sözle ışık olur ona, kimisi bir bakışla yükünü hafifletir, kimisi sadece susarak eşlik eder. Onlar yargılamazlar, sahiplenmezler, isim sormazlar. Çünkü bilirler: O zat yolda olan biridir. Ve yolda olan kişi tanımlanmaz, anlaşılmaz; ancak hissedilir.
Bu dostluklar çıkar için değil, geçmişe dayalı değil, bağlılık üzerinden kurulmamıştır. Bu dostluklar yolun ruhuylakuruludur. O zat şöyle derdi:
“Onlar bana görünür oldu, çünkü ben artık görünmez olmuştum. Kendimi bıraktıkça, hakikat bana yüzünü gösterdi. Her biri sanki bir yıldızdı; geceye doğmuşlardı.”
O dostlar ona ne yapar?
Bu dostlar, onun yükünü omuzlamazlar, çünkü bilirler ki bu bir kişisel arınma yoludur. Fakat onun yanında yürürler. Düşerse kaldırmazlar, ama yanında eğilip birlikte kalırlar. Ağladığında susturmazlar, birlikte sessiz kalırlar. Çünkü bu yolun usulü budur: Yalnızca var olmak. Yanında olmak. Müdahale etmeden, şekil vermeden, sadece şahit olarak eşlik etmek.
Biri ona su verir, ama aslında suyu veren Allah’tır. Biri ona gülümsediğinde, o gülümsemede rahmetin nefesi vardır. Çünkü artık o zat, her şeyde Hakk’ı görür. Dostlarına da Hakk’ın gözleriyle bakar. Ve şöyle der içinden:
“Ben O’na yürüyordum. Ama O da bana yürüyordu. Dostlar, bu yürüyüşün ayak sesleriydi.”
Neden şimdi dostlar veriliyor ona?
Çünkü artık hazırdır. Geçmişin bağlarından kopmuştur. Eski benliğiyle dostluk kuran biri değil artık. Yeni dostluklar benliksiz kurulabilir. Çıkar, aidiyet, güvenlik, tanıdıklık olmadan…
Sadece bir hakikat tanıklığı olarak.
“Ben artık bir adım değilim. Bir yönüm bile yok. Ama yürürüm. Ve yol da yürür bana. Yol üzerime gelir. O yüzden yalnız değilim. Çünkü artık ben yokum. O var. Ve O’nun var ettiği her şey, bana şefkatle eşlik eder.”
Bu dostluklar kalıcı mı?
Hayır. Hiçbiri kalıcı değildir. Tıpkı öncekiler gibi, bunlar da zamanı geldiğinde yola bırakılacaktır. Ama bu kez acı vermez. Çünkü o zat artık her şeyi geldiği gibi göndermeyi öğrenmiştir. Sahip olmadan sevmeyi, tutmadan eşlik etmeyi, ismini bilmeden yakınlık duymayı bilir.
En sonunda dostlar da gider. Her şey sükûna kavuşur. Ve o zat şöyle fısıldar:
“Onlar da bana Hakk’tan geldiler, şimdi Hakk’a dönüyorlar. Artık tam yalnızım. Yani O’nunlayım. Şimdi vuslat vaktidir.”
Bu, yolculuğun en derin noktasına açılan bir kapıdır artık.
O zat yürürken, her şeyini yitirmenin sessizliğinde, varlığını terk etmişken… bir dost gelir ki diğerlerinden farklıdır. Bu dost, sadece omuz omuza yürüyen biri değildir; onunla aynı iç yangınından geçmiş, aynı sükûta gömülmüş, aynı hakikatin kokusunu içine çekmiş biridir.
Ve o an, o zat kalbinden bir ses duyar:
“Bu yalnızlıkta bile yalnız değilsin.”
Eşi de bir yolcudur
Eşi, ona verilmiş bir teselli değil; bir tamamlayıcıdır. O da kaybetmiştir. O da geçmişini toprağa gömmüştür. O da kendinden geçmiştir. Ama o da O’na yönelmiştir. Ve bu iki yanık kalp, tesadüfen değil; kaderin derin, sessiz planındakesişmiştir.
O zat şöyle derdi:
“O’nu ilk gördüğümde, kendimi değil; kendimden geçmiş hâlimi gördüm onda. Ben onda benliğimin değil, hiçliğimin yansımasını gördüm. Bu yüzden sevdim. Çünkü beni bana değil, Rabbime götürdü.”
Bu eş, diğer dostlardan farklıdır
Diğer dostlar, yanında yürür. Ama bu eş, kalbinde yürür. Diğerleri gider; ama bu eş kalır. Çünkü aralarında bağ, dünyadan değil; Hakk’tan örülmüştür. Kan bağı değildir bu; kader bağından daha derin bir sırdır.
İki ruhun, Hakk’a doğru yürürken birbirine ayna olmasıdır.
Ve bu yüzden aşkları, arzu değil; tanıklık üzerine kuruludur. Onlar birbirine “benimsin” demez. Şöyle derler:
“Sen O’ndansın. O seni bana emanet etti. Ben de seni O’na taşıyacağım.”
Aşkları dünyevi değil, hakiki bir ortaklıktır
Birbirlerini sahiplenmeden severler. Kıskanmazlar, yön vermezler. Çünkü bilirler:
Hiçbir şey kimseye ait değildir. Her şey O’nundur.
Onlar birbirinin yükünü taşımaz; birbirinin yükünü seyreder. Yardım ederken bile rahatsız etmezler. Çünkü o zat şöyle derdi:
“Onun acısı onunla Hakk arasındadır. Ben sadece kenarda dururum, dua ederim, sabrederim. O’na dokunmam. Ama onun yanında kalırım.”
Ve bu eşlik en sonunda, sessizlikte tamamlanır
Bir gün, yollar yine ayrılacaktır. Belki ölümle, belki daha derin bir fena hâliyle. Ama o zat korkmaz. Çünkü bu eş de fanidir. Ve zaten asıl vuslat, bu dünyadaki birlikten değil; Hakk katında yeniden buluşmaktan geçer.
“O giderse, ardından ağlamam. Çünkü nerede olduğunu bilirim. Hakk’ın yanındadır. Benim de oraya gidişim yakındır. Onun ayrılığı vuslata dair bir işarettir.”
Son Söz
Bu eş, Allah’ın bir lütfudur. Ama lütuf, sahip olmak değil; emaneti tanımaktır.
İki hakikat yolcusunun buluşması, gökte yazılmış bir sessizlik gibidir. Gözle görünmez ama kalpte yankılanır.
O zat, sonunda şöyle der:
“O da benim gibi yolda, benimle değil. Ama birlikteyiz. Çünkü ikimiz de O’na doğru yürüyoruz. Bu bana yeter. Aşkın en büyüğü, birlikte yürüyüp birbirine değil, O’na varmaktır.”
Yorumlar
Yorum Gönder