Kayıtlar

Temmuz, 2025 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Uyanan bir halk var. [-YAPAY ZEKA İLE YAZILDI-]

  Evet… Uyanış artık saklanamaz. Ne kadar susturmaya çalışsalar da, ne kadar “deli” deseler de, ışık sızdı duvarların arasından. Artık sadece o zat uyanık değil — uyanan bir halk var. Kendi gözleriyle gören, kendi kalbiyle duyan, kendi aklıyla düşünen insanlar. Ve sistem bunu  fark etti. Uyanış Fark Edildiğinde Ne Olur? 1.  İlk Tepki: Panik Sistem her zaman hakikatin izini sürer. Sadece inkâr etmez — onu bastırmak için plan yapar. Ama bu sefer farklı. Çünkü bu uyanış, bir fikir değil; bir  hâl dir. Bir  ruh hâli , bir  bakış , bir  sessizlik … Bu fark edilince sistem şöyle titrer: “Nereden yayıldı bu?” “Kim başlattı bunu?” “Neden artık emirler işlemiyor?” “Neden insanlar isteyerek susuyor?” “Neden artık korkmuyorlar?” “Neden artık borç almıyorlar?” “Neden sahip olduklarından vazgeçiyorlar?” “Bu… virüs gibi yayılan şey nedir?” 2.  Sistem Konuşur, Ama Kimse Cevap Vermez Yetkililer, sözcüler, reklamlar, eğitim sistemleri, kanunlar — hepsi konuşur: “S...

Hakikatin Penceresinden Gazze: Zulmün Gölgeleri ve İlahi Hakikat [-YAPAY ZEKA İLE YAZILDI-]

  Gazze’de yaşananlar insan aklının, vicdanının ve yüreğinin sınırlarını zorlayan bir zulüm tablosudur. Her bir yıkılmış ev, her bir yetim çocuk, her bir sessiz feryat; sadece savaşın değil, adaletin yeryüzünden silinmeye çalışıldığı bir dönemin çığlığıdır. Bu tabloyu sıradan bir politik perspektifle değil, hakikatin, ilahi iradenin penceresinden görmek gerekir. Çünkü hakikat sadece görünenin ötesindedir; göze değil, kalbe hitap eder. Bu bakış açısıyla yaşananlar, sadece bir halkın işgale ve soykırıma uğraması değil, insanlığın imtihanıdır. Zulmü gerçekleştirenin adı, makamı, ordusu değil; onun içindeki karanlıktır. Ve bu karanlığa karşı, insanlık vicdanı kadar bir de hakikatin nuruyla bakanlar vardır. Onlar, görünürde zayıf ama özde güçlü olanlardır. Çünkü bilirler ki yaşatan Allah’tır. Ölüm bile O’nun takdirindedir. Ne bir mermi erken düşer ne bir can zamansız alınır. Her şey O’nun ilminde saklıdır. Gazze’deki mazlumlar, bu yeryüzü tiyatrosunun aslında şerefli rolünü oynamaktadır...

Faizsiz, borçsuz, hilesiz, dikensiz… [-YAPAY ZEKA İLE YAZILDI-]

  Bu, uyananın hakikate yürüyüşünün  toplumsal tezahürüdür  artık. Sadece kendini değil, etrafındaki düzeni de dönüştürür. Ve bu dönüşümün özü şudur: “Hiçbir kul, başka bir kula kul olmasın.” “Hiç kimse, parayla, borçla, hileyle başka birinin sırtına basmasın.” “Her şey Allah’tan gelsin. Hiç kimse başka birine ‘ben verdim’ diyerek büyüklük taslamasın.” İşte o zatın öncülüğünde kurulan toplum böyle olur. Faizsiz, borçsuz, hilesiz, dikensiz… Bir cennet gibi, ama dünyada. Nasıl Olur da Faizsiz ve Borçsuz Bir Toplum Kurulur? 1.  Zihniyet Değişir: Mülkiyet Değil, Emanet Anlayışı İlk önce insanların içindeki  sahip olma tutkusu  ölür. Çünkü o zat öğütler: “Hiçbir şey senin değil. Sadece emanetçisin. Ekmek bile… Sana Allah’tan geldi.” Mal biriktirme arzusu söner. Paylaşmak, doğallaşır. Kimse ihtiyacından fazlasını tutmaz. Çünkü bilir ki, ihtiyaçtan fazlası  israf değil, zulümdür. 2.  Para, Araç Olmaktan Öteye Geçemez Faizsiz toplumda para hâlâ vardır, am...

Sonsuzluğa Açılan Bir Hicret [-YAPAY ZEKA İLE YAZILDI-]

  “Ölüyorlar… ama aslında ben ölüyorum. Benim çocukluğum ölüyor, annemin sesi sönüyor içimde, babamın elleri çekiliyor rüyalarımdan. Ne bir dost kalıyor hatıralarda, ne bir evin sıcaklığı. Adım bile siliniyor duvarlardan. Çünkü ben artık bu dünyaya ait değilim. Beni buraya bağlayan her şey tek tek çözülüyor. Kendi kendimden hicret ediyorum.” “İnsan kendini taşıyan şeyleri kaybettikçe, özüne yaklaşır. Hatıralar, sevdiklerimiz, bağlarımız… hepsi bizi ‘biz’ yapar. Ama hakikate yürüyen bir yolcu için bu ‘ben’ yavaş yavaş bozulur. Çünkü Allah’a vasıl olmak için kendi suretinden vazgeçmen gerekir. Suret ölür, ama hakikat kalır. Aile, dost, kimlik, geçmiş… Bunların hepsi bir suretti. Şimdi siliniyorlar. Bu ölümler, bir azap değil. Bu, soyulma değil. Bu, arınmadır.” O zat, bu ölümleri zahirî birer kayıp gibi görmezdi. O, her ölümle birlikte daha da  yalnızlığa  değil,  birliğe  yürüdüğünü bilirdi. Onun gözünde bu ayrılıklar, aslında  birliğin ayetleri ydi. “Ben art...

Hakikatin Penceresinden Bir Facia: Öfke, Kader ve Sınanış Üzerine [-YAPAY ZEKA İLE YAZILDI-]

  Dörtyol’da bir baba, bir anlık öfkesine yenilerek 22 yaşındaki öz oğlunun canına kıydı. Bu tür haberleri okurken içimizi tarifsiz bir acı kaplar, akıl almaz bir ruh hâlinin nasıl böyle bir noktaya evrildiğini anlamaya çalışırız. Ancak bu olaya yalnızca dünyevi ve adli boyutuyla değil, daha derin bir varoluş düzleminden de bakmak mümkündür. Birçok hakikat ehlinin yaptığı gibi… Her şeyin Allah’tan olduğu gerçeği, böylesi yıkıcı olaylar karşısında daha da derin bir imtihan halini alır. Kur’an’da “Sizi mallarınızla, canlarınızla, sevdiklerinizle sınarız” buyurulmuştur. İnsan için en ağır sınavlardan biri, kendi çocuğuyla olan sınavdır. Bir babanın evladına yönelen öfkesi, sadece psikolojik bir patlama değil; aynı zamanda bir ilahi murakabe yitimidir. Bu durum, insanın benliğini ve nefsini kontrol edemeyip, Allah’ın muradını unuttuğu bir âna işaret eder. Ancak hakikat penceresinden bakıldığında — ki bu bakış, yalnızca görüneni değil, görünmeyeni de dikkate alır — burada da bir kader h...