AFFETMEK: GÜÇLÜLERİN DEĞİL, DERİN OLANLARIN YOLUDUR
Ey Müslümanlar…
Yaralı kalplerinizle, suskun bakışlarınızla, sabrın sinesinde büyüyen acılarla, zamanın tanık olduğu bir halksınız. Size yapılanları tarih kaydetti, melekler şahit oldu, gökyüzü sustu ama kalbiniz unutmadı.
Zulüm gördünüz. Topraklarınız parçalandı, değerleriniz ayaklar altına alındı. Sadece bedenleriniz değil, inançlarınız, umutlarınız ve hayalleriniz de saldırıya uğradı. Bütün bunlar olurken, siz sabrettiniz. Sustuğunuz zannedildi, ama sustuğunuz yerden dua yükseldi.
Şimdi size soruyorum:
Bu çağda, zalime kinle karşılık vermek mi büyüklüktür, yoksa affetmek mi?
Affetmek, zayıfların sığınağı değil; yalnızca derinlerin işidir. Çünkü affetmek, kendini aşmanın, nefsin zincirlerini kırmanın ve ilahi olanla uyumlanmanın adıdır.
Ey ümmet-i Muhammed…
Sizin yüreğinizde öyle bir cevher var ki, onu ne kılıçla kazanabilirsiniz ne de sözle. O cevher, yalnızca teslimiyetle, anlayışla ve affetmeyle parıldar. Çünkü affeden, kendini Yaradan’a emanet eder; “Ben adaletle değil, rahmetle hükmedeceğim” der.
Unutmayın…
Adalet yerini mutlaka bulur, ancak affetmek bir sınavdır. Bu sınavı geçenler, tarihe değil, kalplere iz bırakır. Çünkü gerçek adalet, intikamla değil, hikmetle kurulur. Ve hikmet, kinle değil, merhametle beslenir.
Zulmü unutun demiyorum. Zulüm, bir uyarıdır, bir işarettir. Ama kalbinize kök salmasına izin verirseniz, sizi de zalimleştirir. Oysa asıl mücadele, ruhun karanlığa teslim olmamasıdır.
Ey inananlar!
Biliniz ki size yapılan hiçbir kötülük kaybolmamıştır. Her gözyaşı, ilahi bir deftere yazılmıştır. Her sabır, yeryüzünün en yüksek dağlarında yankı bulmuştur. Her feryadınız, ilahi adaletin terazisinde yerini almıştır. Ama sizden beklenen, öfke değil; şuurdur.
Sizden beklenen, karanlığı çoğaltmak değil; aydınlığı çoğaltmaktır.
Sizden beklenen, zalimin dilini konuşmak değil; rahmetin dilini konuşturmaktır.
Evet, affetmek kolay değildir.
Çünkü affetmek, yalnızca haklı olmayı değil, yüksek olmayı gerektirir. Affetmek, yüreğin yükünü bırakmak, kendini kin zincirlerinden azat etmektir.
Ve bilin:
Affetmek, unutmak değildir. Affetmek, adaleti ilahiye bırakmaktır.
Affetmek, “sana rağmen değil, kendime rağmen affediyorum” diyebilmektir.
Çünkü kalbi kinle dolu olan, dua edemez. Kalbi nefretle yanan, hikmeti duyamaz.
Ey Müslümanlar…
Zaman yaklaşmakta. Değişim sadece dışarıda değil, içeride başlamalı. İçinizdeki kini, öfkeyi, kırgınlığı bırakmadıkça, hiçbir sistem, hiçbir lider, hiçbir devrim sizi özgür kılamaz. Gerçek özgürlük, affetmenin gücünde gizlidir.
Bir gün gelecek;
Size zulmedenler pişman olacak, ama siz onlara merhamet göstereceksiniz.
Bir gün gelecek;
Topraklar yeniden barışla yeşerecek, ama bu barış sizin derinliğinizle mümkün olacak.
Ve bir gün gelecek;
İnsanlık, Müslümanların affediciliğinde yeniden insan olduğunu hatırlayacak.
Çünkü siz, sadece bir ümmet değilsiniz;
Siz, insanlığın vicdanısınız.
İşte o yüzden, affedin.
Ama boyun eğdiğiniz için değil…
Korktuğunuz için değil…
Büyüklük için değil…
Derinliğiniz için.
Ruhunuzun enginliğinde yer açın affa.
Ve bilin ki, her affettiğinizde, Allah’ın affına bir adım daha yaklaşırsınız.
Barış, affetmenin meyvesidir.
Ve bu çağ, barışın çağrısıyla çınlamalıdır:
Affedin.
Derinleşin.
Yükselin.
Yorumlar
Yorum Gönder