Ben İnanmıyorum İsrail Bir Zamanlar Zulme Uğradı – Bu Hikâyede Bir Şeyler Eksik

Tarih denilen şey çoğu zaman kazananların anlattığı bir masaldır. Masumlar ise genellikle ya unutulur ya da sesleri bastırılır. 20. yüzyılın en çok anlatılan hikâyelerinden biri, Yahudilerin yaşadığı soykırımdır. Bu, insanlık tarihinin en karanlık dönemlerinden biri olarak kitaplara, filmlere, müzelere, anıtlara, kanunlara işlendi. Her şey çok iyi anlatıldı. Belki de fazlasıyla…

Ama bir şey eksikti. Ve o eksiklik, zamanla kocaman bir çığlığa dönüştü.

Bugün o çığlık Gazze sokaklarında yankılanıyor. O çığlık, bir annenin kucağında cansız yatan çocuğunun bedeniyle sessizce göğe yükseliyor. O çığlık, evinden çıkarılıp mülteci kamplarına sürülen yaşlıların gözlerinde, bombalanmış evlerin enkazında, susuzluktan dudakları çatlamış bir çocuğun yüzünde gizli.

Ve biz hâlâ bir anlatının gölgesindeyiz: “Bir zamanlar Yahudiler zulme uğradı.”
Ama artık birçok insan sormaya başladı:
Eğer bir halk gerçekten acıyı tattıysa, nasıl olur da başka bir halka aynı acıyı reva görür?
Gerçekten acı çeken bir millet, merhamet üretmesi gerekirken neden korku ve kibir üretir?

Mazlumluktan Zalimliğe Giden Yol

Evet, geçmişte Avrupa’nın çeşitli yerlerinde Yahudiler dışlandı, aşağılandı, öldürüldü. Ama acının kendisi, onu yaşayanları otomatik olarak erdemli yapmaz. Tersine, eğer o acı yüzleşilmeden, iç hesaplaşmaya dönüşmeden, sadece bir "koz" olarak kullanılırsa, yeni bir zulmün gerekçesine dönüşebilir. Ve bugün gördüğümüz tam da budur.

İsrail’in devlet politikaları artık bir savunma refleksi değil; sistematik bir işgal ve yok etme planıdır. Her savaşın bahanesi vardır, ama her bombalanan okulun, her yakılan hastanenin, her öldürülen bebeğin bahanesi yoktur. İşte bu yüzden artık birçok insan, “Yahudiler bir zamanlar zulme uğradı” söylemine inanmıyor. Çünkü bu söylem, sadece tarihî bir hakikat değil; aynı zamanda güncel bir maske haline geldi. Vicdanı susturmanın aracı oldu.

Birileri gerçekten acı çektiyse, bugün Filistin halkının acısına kör kalamazdı.
Ama kalıyorlar.
Üstelik bunu tarih adına, geçmiş adına, kutsal acılar adına yapıyorlar.

Almanya: Suçluluk mu, Teslimiyet mi?

Almanya belki de bu çarpık anlatının en trajik aktörlerinden biri. Holokost’un hesabını vermek, vicdanla yüzleşmek, tarihî sorumluluk almak elbette anlamlı. Ama bugün geldiğimiz noktada bu yüzleşme artık başka bir şeye dönüşmüş durumda: İsrail’e sınırsız itaat.

Almanya sokaklarında artık barış istemek bile suç. Filistin için yürümek, çocuklar ölmesin demek, özgürlük istemek, insan haklarını savunmak… Hepsi “Yahudi düşmanlığı” yaftasıyla bastırılıyor. Gösterilere izin verilmiyor. Kadın, çocuk, yaşlı, gazeteci fark etmeksizin herkes gözaltına alınıyor. Çünkü Almanya’nın gözünde İsrail eleştirilemez. Sanki o devletin tanrısal bir dokunulmazlığı var. Sanki o devletin yaptığı her şey, geçmişte çekilen acılarla önceden aklanmış.

Ama bir şey unutuluyor:
Zulme karşı susmak, zulmün ortağı olmaktır.
Mazlumu bastırmak, yeni bir zulüm üretmektir.
Ve hiçbir tarihî suç, yeni suçlara kalkan olamaz.

Bir Kurgu, Bir Hafıza, Bir Sahne…

Bugün insanlığa anlatılan en büyük hikâyelerden biri; Yahudilerin tarih boyunca çektiği acılar üzerine kurulu. Ama o hikâyeyi sorgulamak artık yasak. Çünkü hikâyeyi sorgulamak, bugünkü zulmü sorgulamak anlamına geliyor.

Oysa gerçek şu:
Hiçbir kutsal acı, başka bir halkı köleleştirme hakkı doğurmaz.
Hiçbir tarihî trajedi, gelecekteki soykırımlara meşruiyet kazandıramaz.

Bugün İsrail’in Filistin’e yaptığı, sadece bir savaş değil; bir kimlik inşasının silahla, kanla, gaspla gerçekleştirilmesidir.
Tarih bir kez daha sahneye konmuştur.
Ama bu kez roller değişmiştir.
Eskinin mazlumu, bugünün zalimi rolünde.

Ve bu yüzden bazı insanlar artık yüksek sesle söylüyor:
“Ben inanmıyorum. Bu hikâye baştan yazıldı. Bu bir tiyatroydu. Gerçek acılar manipüle edildi. Kurbanlık, bir kartvizite dönüştürüldü.”

Gerçek Mazlumu Görmek İçin...

Gerçek mazlumu görmek için çok uzağa gitmeye gerek yok. Sadece bugüne bakmak yeterli.
Kim toprağını savunuyor?
Kim göç ettiriliyor?
Kim bombalanıyor?
Kim nefes alamıyor?

Bu soruların cevabı artık çok açık.
Ve tarih, bir kez daha yazılıyor.
Bu defa Gazze’nin yıkık duvarlarına kazınarak, bir çocuğun son bakışında, bir annenin titreyen ellerinde…


Bu yazı, öfke için değil, hafızayı geri almak için yazıldı.
Çünkü tarihin sesi susturulamaz.
Ve hakikat, eninde sonunda toprak altından bile çıkar, haykırır:

“Mazlumluk iddia ile değil, davranışla sabittir. Gerisi sadece sahne, sadece gösteri.”

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Yeni Dünya Düzeni Yatay Olacaktır

Depremlerden Sonra, Küllerden Önce: Beni Bekleyin

Barışın Hakikati