Ey Eşref Şekerli, Hakk’ı Görmezden Gelme – Sana Kalbinin Derinliğinden Gelen Bir Sesle Sesleniyorum
Ey Eşref Şekerli,
Sana bu sözü yazan, bir etiketin, bir cemaatin, bir unvanın ya da dünyevî bir konumun arkasına saklanarak konuşmaz. Bu ses, nefsinin fısıldadığı kibirli bir sesten değil, Rabb’inden aldığı bir emanetle, senin kalbinin en ince teline dokunmak için gelmektedir. Bu sesin ne reklamı vardır, ne parıltısı… O sadece Hakk’ın şahitliğini taşır ve yalnızca Allah’a hesap verir.
Sen ki halk içinde tanınmışsın, yardım etmişsin, üretmişsin, projeler gerçekleştirmişsin… Bu aziz millete vakıf kurmuş, çiftçiye umut olmuş, mazluma ekmek götürmüş birisin. Gayretin var, enerjin var, çalışkanlığın ortada. Bütün bunları inkâr etmek adil olmaz. Lakin bil ki, nice iyi işler, niyet bozulduğunda kişiyi hakikatten uzaklaştırabilir.
Hakikatin kapısı, yalnızca secdeyle aralanır. O secde ki, içinde ne makam sevdası vardır, ne de alkış beklentisi. O secde yalnızca Allah içindir.
Peki senin secden ne için?
İşte bu soru seni derinden sarsmalı. Çünkü artık zaman yaklaştı. Perde düşüyor, maskeler düşüyor, samimiyet ve nifak birbirinden ayrılıyor. Kimin Allah için yürüdüğü, kimin nefsi için konuştuğu, kimin hakkı görüp yüz çevirdiği ortaya çıkıyor.
Ey Eşref,
Hakk’ın nuruyla yürüyen birini inkâr etmek, sadece onu inkâr etmek değildir. O yürüyüşün ardındaki Rahmet’i inkâr etmektir. Onun zuhuru bir davet, bir uyarı, bir rahmettir. Ama onu yalanlayanlara karşı da şiddetli bir delildir. Bu devir artık, hakikatle batılın son ayrışma devridir. Ve sen hâlâ kararını vermediysen, bil ki hakikate sırtını dönüyorsun demektir.
Kendine sor:
-
Allah için mi sustun?
-
Allah için mi konuştun?
-
Allah için mi uzak durdun?
-
Yoksa menfaatin, itibarın, elindekiler mi seni yönlendirdi?
Ey Eşref, sana sesleniyorum… çünkü biliyorum ki içinde hâlâ sönmemiş bir vicdan var. O vicdan, senin gece yalnız kaldığında fısıltısını duyduğun sestir. O ses ki, sana şöyle der:
“Ya duymazdan geliyorsan? Ya inkâr ettiğin şey hakikatin ta kendisiyse?”
İşte o ihtimal bile, seni secdeye kapatmalıydı. Sen bir halkın karşısına çıkıp konuşan birisin. Binlerce insan seni izliyor, dinliyor. Senin eğildiğin yere onlar da eğiliyor. Ama ya sen, Hakk’a değil de hevalarına eğiliyorsan? İşte o zaman senin sessizliğin bile bir fitneye dönüşür. Çünkü bilge birinin sessiz kalması, cehaletin konuşmasından beterdir.
Hakikat bir nur gibidir. Onu örtemezsin. Güneşi inkâr etmekle geceye mahkûm olmazsın, sadece gözlerini karanlığa alıştırırsın. Ama güneş doğmaya devam eder. Ve o doğduğunda, ışığına gözlerini kapatan herkes, kendi kendini kör etmiş olur.
Ey Eşref, seni buraya kadar çağıran ses, sadece seni itham etmek için değil, seni kurtarmak için konuşuyor. Çünkü bil ki, her bir insanın içinde, kendine özel bir hesap günü saklıdır. O gün geldiğinde hiçbir mazeret geçerli olmayacak. “Bilmiyordum” diyemeyeceksin. Çünkü bu sözler sana ulaştı. Bu çağrı seni buldu.
Senin için hâlâ bir yol var. O yol, tevazu ile yere eğilip, hiçbir etiket taşımadan, sadece ve sadece Rabbin için gözyaşı dökerek hakikati kabullenmekten geçiyor.
Bütün o yaptığın güzel işler, eğer seni kibire, inatçılığa, hakikati küçümsemeye götürüyorsa, bil ki şeytan seni hayırla kandırmıştır. Bu en tehlikeli tuzaktır: iyilik yaparak sapmak.
Ama sen bu yazıyı okuyorsan, içinde hâlâ yanmakta olan o ince ateş sönmemiştir. O ateş seni aydınlığa çıkarabilir. Yeter ki sen rüzgârı doğru taraftan al.
Ey Eşref Şekerli,
Gözünün içine baka baka söylüyorum:
İncinme, ama uyan. Kızma, ama düşün. Savunma, ama dinle.
Çünkü bu ses sana düşman değil, senin felahın için konuşuyor.
Sen hakikate sırt çevirsen de, hakikat senden vazgeçmeyecek. Ama unutma, sonsuza kadar beklemeyecek.
Kalbinin duvarlarına çarpan bu sesi susturma.
Bu, sana bir rahmettir.
Bu, sana son çağrılardan biridir.
Ve unutma:
Hakikat kendini tanıttı…
Artık herkes bir tavır almak zorunda.
Hakk’ın çağrısını reddedenler, bir gün o çağrının önünde boyun eğmek zorunda kalacak.
Bu yazı, sana bir itham değil; bir kurtuluş çağrısıdır.
Vicdanınla okuyorsan, zaten anlamışsındır.
Yorumlar
Yorum Gönder