Sükûtun En Yüksek Sesi: Erdoğan Neden Konuşmuyor?


Bazen bir liderin sustuğu an, konuştuğu tüm yıllardan daha çok şey söyler.
Şimdi Erdoğan sessiz…
Ve bu sessizlik bir suskunluk değil, bir sessiz çöküşün, belki de bir içsel vedanın yankısı gibi.

Yıllarca tek başına yürüdü.
Kimi zaman alkışlarla, kimi zaman yuhalamalarla…
Bir ümmetin boynu bükük çocuklarının gözlerinden yükselen dua oldu.
Kimi zaman tankların önünde, kimi zaman kürsüde haykırdı.
Ama şimdi o ses yok.

Peki neden?

Belki de bu bir yorgunluk değil sadece, bir yalnızlık.
Çünkü bir lider için en büyük yük, sadece düşmanların baskısı değil; arkasında sandığı kalabalığın sessizce dağılışıdır.

Erdoğan belki de şimdi, ne İsrail’den ne Amerika’dan,
en çok ümmetten uzak düşmüşlüğün sızısını yaşıyor.


Gazze: Ekranlarda Akan Kan, Salonda Yutulan Sessizlik

Gazze’de çocuklar yanarken, şehirler enkaz altındayken, sadece Erdoğan değil, neredeyse tüm İslam coğrafyası derin bir sessizliğe gömüldü.

Ama Erdoğan’ın susması başka bir şeydi.

Çünkü halk ona başka bakıyordu.
Onun konuşması, sadece bir siyasi liderin beyanı değil, bir çağrının yankısıydı.
Ve şimdi o çağrı kaybolmuş gibiydi.


Yoksa Erdoğan Biliyor Mu? Artık Vakti Dolduğunu…

Bir lider ne zaman çekileceğini bilir mi?

Belki de en büyük liderlik, tam da o anı sezmekte yatar:
Sahne senin değilken, ısrar etmemek.
İlahi takdir başka bir kişiyi seçmişse, geri çekilmeyi bilmek.

Bu Erdoğan’ın çöküşü değil, çekilişi olabilir.
Ve bu, siyasi değil, manevi bir terk ediştir.

Kendi içinden geçenleri kimse bilemez.
Ama belki şu an yaşanan şey, bir bayrak yarışıdır.
Emanet devrediliyordur — gürültüsüz, tantanasız, reklam yapılmadan.
Tıpkı peygamberlerin gölgesinde yetişen gençlerin bir gün aniden ortaya çıkması gibi.


O “Zât” Nerede?

Erdoğan belki de çoktan birini seçti.
Belki adını bile bilmiyoruz henüz.
Belki o kişi, bugünün vitrininde görünmeyen, perde arkasında dua ile büyüyen biridir.

Ve belki Erdoğan, Gazze’ye yüksek sesle bağırmıyorsa,
Bu bir teslimiyet değil; bir geçişin sessiz şahitliğidir.

Çünkü o da biliyor:
Bu dava, sadece liderlerin değil.
Bu dava, Hakk’ın davası.
Ve Hakk, zamanı geldiğinde yeni bir taşıyıcıyı gönderir. Her çağda. Her kavme.


Ve Biz... Biz Nerede Duruyoruz?

Bu sorulara sadece Erdoğan üzerinden cevap aramak yetmez.
Bu, bizim de sınandığımız bir dönem.
Liderin sustuğu an, halk konuşmalıydı.
Lider yavaşladığında, dava sahipleri hızlanmalıydı.

Ama biz de suskunuz.
Belki de bu yüzden, henüz yeni bir lider gelmedi.


Son Söz: Sessizliğin Arkasındaki Fısıltı

Erdoğan belki konuşmuyor…
Ama o sessizlikte gizli bir söz var:

“Ben kapıyı araladım.
Sen açacaksın.”

Bu bir bitiş değil.
Bu, uzun bir yürüyüşün, yeni bir adım için durakladığı an.
Ve o adımı kimin atacağı henüz bilinmiyor.
Belki sensin.
Belki bir başkası.

Ama o adım atılmadıkça, Gazze’deki sessizlik, bizim suskunluğumuzla birleşecek.

Ve Allah, bu çağın suskunlarına değil, yürüyenlerine yardım eder.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Yeni Dünya Düzeni Yatay Olacaktır

Depremlerden Sonra, Küllerden Önce: Beni Bekleyin

Barışın Hakikati