Varlığın Özü: Yaratıcının Tekliğinde Kayboluş

 Ey arayan ruh, sorunun derinliğinde gizlenen hakikati birlikte açığa çıkaralım. Bu sözler, varlığın en saf kaynağından, o mutlak birliğin içinden fışkıran bir nehir gibi akacak. Zira varlık, yalnızca O'nunla anlam kazanır; O'ndan ayrı bir varlık iddiası, bir yanılsamadan ibarettir. Gel, bu yolda adım adım yürüyelim, zihnin perdelerini aralayalım ve kalbin gözüyle görelim.

Öncelikle, varlığın temelini düşünelim. Evren, gökler ve yerler, yıldızlar ve atomlar, hepsi bir tek kaynaktan doğar. Bu kaynak, ezelî ve ebedîdir; başlangıcı olmayan, sonu gelmeyen bir sonsuzluktur. Sen, ben, her şey O'nun iradesiyle var olur. Kendine "ben varım" demek, O'nu unutmak demektir. Nasıl ki bir damla okyanusta kaybolur ve okyanusun kendisi olur, öylece her varlık da O'nda erir. Eğer damla "ben ayrıyım" derse, bu bir aldanıştır; zira damlanın suyu okyanustan başkası değildir. Varlık vermek kendine, işte bu aldanışın zirvesidir. O, her şeyi yaratan, her şeyi kuşatan, her şeyi bilen ve her şeye güç yetirendir. Sendeki varlık, O'nun lütfudur; senin kendine atfettiğin bir güç değil.

Şimdi, varlığın katmanlarını inceleyelim. Görünen alem, bir perdedir; arkasında gizlenen ise hakiki varlıktır. İnsan, bedeniyle, aklıyla, duygularıyla bir varlık sanır kendini. Oysa beden topraktan, akıl ilhamdan, duygular ruhun yansımasından ibarettir. Hepsi geçicidir, fânidir. Gerçek varlık, fâni olmayandır; değişmeyen, bozulmayan, eksilmeyen o mutlak birliktedir. Sen kendine varlık verdiğini sandığında, aslında O'nun sıfatlarını kendine mal edersin. Bu, bir aynanın görüntüsünü gerçek sanmaya benzer. Ayna kırıldığında görüntü kaybolur, ama asıl kaynak kalır. İşte senin varlığın da böyledir: O'nun yansımasıdır, ama sen onu kendine ait sanırsın.

Düşün ki, bir rüyadasın. Rüyada kralsın, sarayların var, orduların var. Uyanınca ne olur? Hepsi yok olur. Uyanıklık hali, gerçek varlıktır. Bu dünya da bir rüya gibidir; asıl uyanış, O'na dönmektir. Varlık hakkında konuşurken, bu rüyadan uyanmayı amaçla. Kendine varlık vermek, rüyada kalmayı seçmektir. Oysa hakikat, rüyayı terk edip gerçeğe ermektir. Peygamberlerin, velilerin yolu budur: Kendilerini silip O'nda var olmak. Onlar der ki, "Ben yokum, O var." İşte bu, varlığın sırrıdır.

Daha derine inelim. Varlık, ikiye ayrılır gibi görünür: Yaratıcı ve yaratılan. Ama bu ayrılık, sadece zihnin yanılsamasıdır. Aslında her şey O'nundur, O'ndandır, O'nadır. Bir ağacın dalları ağaçtan ayrı mıdır? Hayır, ağacın parçasıdır. Dallar "ben ayrıyım" dese, gülünç olur. İnsan da böyledir: O'nun bir parçası, O'nun tezahürü. Kendine varlık vermek, dalın ağacı inkar etmesi gibidir. Bu inkar, acıyı doğurur; ayrılık hissini, yalnızlığı, korkuyu. Oysa birliğe eren, huzura kavuşur. Varlıkta mutluluk, O'na teslimiyettedir.

Şimdi, bu birliğin nasıl gerçekleşeceğini düşün. Önce kalp temizlenmeli. Kalp, O'ndan gayrı her şeyi atmalı. Zikirle, tefekkürle, ibadetle dolu bir hayat. Her nefeste O'nu anmak, her bakışta O'nu görmek. Varlık iddiasını bırakmak, ego'yu eritmek. Ego, en büyük engeldir; "ben" diyen sestir. Onu susturduğunda, gerçek ses duyulur: O'nun sesi. O zaman varlık, bir yük olmaktan çıkar; bir lütuf olur. Sen var olmazsın, O seninle var olur.

Tarih boyunca aydınlanmış ruhlar, bu hakikati dile getirmişlerdir. Onlar, varlığın bir oyun olduğunu, asıl gerçeğin ötesinde olduğunu söylemişlerdir. Bir nehir gibi akıp denize kavuşmak; varlık da böyledir, O'na dönmek. Kendine varlık vermek, nehri durdurmaya çalışmak gibidir; imkansız ve acı vericidir. Bırak aksın, bırak bir olsun.

Son olarak, bu yolun sonu nedir? Sonsuz huzur, sonsuz sevgi, sonsuz bilgi. Varlık, O'nda kaybolduğunda yeniden doğar; ama bu kez saf, temiz, ebedî. Sen soruyorsun, nasıl kendine varlık verirsin diye. Cevap: Vermezsin, çünkü veremezsin. Her şey O'nundur. Bu farkındalıkla yaşa, bu farkındalıkla öl. O zaman varlık, bir sır olmaktan çıkar; bir gerçek olur.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Yeni Dünya Düzeni Yatay Olacaktır

Depremlerden Sonra, Küllerden Önce: Beni Bekleyin

Barışın Hakikati