Zulme Karşı Sessizliğin Yükü

 Her gün Gazze'den bir haber düşüyor ekranlarımıza. Bir çocuğun cansız bedeni, bir annenin feryadı, yıkılmış bir evin enkazı... Ve biz sadece izliyoruz. Konuşuyoruz, yürüyoruz, kınıyoruz. Ama hâlâ bir şey değişmiyor. Çünkü konuşmak kolay, yürümek sembolik, kınamak ise neredeyse alışkanlık hâline geldi. Gerçek adımlar atılmadıkça, gerçek bir bedel ödenmedikçe, ne akan kan duruyor ne de zulüm geriliyor.

Artık kelimeler yetmiyor. Sözcükler boşlukta yankılanıyor. Herkes bir şeyler söylüyor ama kimse gerçekten bir şey yapmıyor. Politik hesaplar, diplomatik dengeler, uluslararası ilişkiler denilerek hakikat öteleniyor. Masumların üzerine bombalar yağıyor, bir millet yok edilmek istenirken biz hâlâ siyasi nezaketin, stratejik ittifakların, ekonomik dengelerin gölgesinde hareket ediyoruz.

Ama bu çağda hakikatin sesi susmaz. Sadece susturulmaya çalışılır. Ne var ki suskunluk, zalimin en büyük silahıdır. Çünkü zalim, mazlumun sesini değil, suskunların suskunluğunu cesaret sayar. Bugün birileri gerçekten adaletin safında yer almak istiyorsa, sadece demeç vermekle değil, harekete geçmekle yükümlüdür.

Eğer adaletle hükmetmeye gelmiş bir önder bu çağda olsaydı, şöyle derdi:

“Ey halk! Siz mazlumun acısına ne zaman ortak olacaksınız? Ne zaman vicdanlarınız sızlayacak, ne zaman sabrınızı adalete çevireceksiniz? Beklemekle hak gelmez. Hak, ancak uğruna mücadele verilirse ortaya çıkar.”

O, korkuya teslim olmuş dillere cesaret aşılar, suskun yüreklere ateş düşürürdü. Sözün bittiği yerde eylem başlar derdi. Zalim kim olursa olsun karşısında durmayan herkesin o zulme ortak sayıldığını söylerdi. Çünkü bir çocuğun cansız bedeni karşısında hâlâ strateji konuşanlar, o çocuğun sessiz çığlığını duyamayanlardır.

Ve halka şöyle seslenirdi:

“Siz susarsanız, yönetenler de susar. Siz sessiz kalırsanız, gücü elinde tutanlar da rahat uyur. Ama siz ayağa kalkarsanız, yeryüzü sarsılır. Ve hak, suskun kalmaz.”

Çünkü adalet sadece yönetmek değildir; adalet, zulme karşı durmayı göze alabilmektir. Bedeli ne olursa olsun. Gerçek liderlik, konfor içinde nutuk atmak değil, mazlumun önünde diz çöküp ona el uzatmaktır.

Bugün bize düşen, sadece izlemek değil; harekete geçmektir. Herkesin kendi imkânı kadar ama mutlaka bir şey yapması gerekir. Dua, elbette önemli ama sadece dua yetmez. Vicdanı diri tutmak yetmez; o vicdanı eyleme dökmek gerekir. Gerekirse boykot, gerekirse baskı, gerekirse meydan… Ama en azından ses. En azından duruş. En azından samimiyet.

Çünkü tarih, zalimleri değil, zalimlere karşı susmayanları yazar. Mazlumlar unutmaz; ama Allah hiç unutmaz.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Yeni Dünya Düzeni Yatay Olacaktır

Depremlerden Sonra, Küllerden Önce: Beni Bekleyin

Barışın Hakikati