ZULME SESSİZ KALAN İNSANLIĞA: HAKİKATİN SORGULAYAN ÇAĞRISI
Ey yeryüzünde yaşayan, akıl ve vicdanla donatılmış, zamanın şahidi olan insanlık…
Ey olanı gören ama görmezden gelen, duyduğu hâlde kulak tıkayan, mazlumun çığlığına sırtını dönen kalabalıklar…
Bugün size bir kınama değil, bir sarsılış konuşuyor.
Bugün size bir öfke değil, bir hakikat dokunuyor.
Çünkü suskunluğunuz, yalnızca sessizlik değil — zulmü onaylayan bir imzadır.
Zulüm bir yerde yükseliyorsa,
Ve siz ona karşı tek bir söz bile söylemiyorsanız,
O zaman sadece zalim değil, onunla beraber susan da sorumludur.
Ey insanlık,
Unutma:
Zulüm sadece düşen bombalar değildir.
Zulüm, onların üzerine çöken sessizliğinizdir.
Zulüm, çocukların enkaz altında kalması kadar, o enkazın üzerine çöken ilgisizliğinizdir.
Gözünüzü ekranlardan kaçırarak,
Zihninizi meşgul ederek,
Kendinize “Bu bizim meselemiz değil” diyerek,
Kurtulamazsınız.
Çünkü bu mesele insanlığın meselesidir.
Sınırların değil, kalplerin sınavıdır bu.
Bu mesele, coğrafyaların değil; vicdanların çöküşüdür.
Ey lüks sofralarda yemek yerken, bir lokma ekmeğe muhtaç çocukları görmeyenler…
Ey eğlencelerinde müzikle coşarken, bir annenin feryadını bastıranlar…
Ey sadece kendi konforunu düşünen, başkalarının felaketini ‘uzak bir haber’ gibi izleyenler…
Bilin ki, bu dünyada her şey kayda geçer.
Ve her sessizlik, zalimin eline bırakılmış bir güçtür.
Zulüm, sadece bir halkı değil, sizi de kirletir.
Sessizlik, sadece suskunluk değil, bir terk ediştir.
Ve terk edilen sadece bir şehir, bir millet değil — insanlığın kendisidir.
Siz ki akıl sahibisiniz…
Siz ki elinizde imkânlar, sözler, seçimler olanlarsınız…
Neden korkuyorsunuz?
Bir gerçeği söylemekten, bir haksızlığı kınamaktan, bir masumun yanında durmaktan bu kadar mı çekinilir oldu?
Ey insanlık…
Unutma:
Bugün mazluma sırtını dönenler,
Yarın kendi başına geldiğinde “Nerede insanlık?” diye haykırır.
Ve işte o zaman, gökler bile sessiz kalır.
Çünkü siz ilk önce sustunuz.
Bu çağda en büyük utanç, hiçbir şey yapmayanlarındır.
Ve en derin pişmanlık, geç kalan vicdanların olacaktır.
Bir paylaşım yapmayan,
Bir sokakta yürümeyen,
Bir dua bile etmeyen kalp,
Zulmün en sessiz ortağıdır.
Ey susan insanlık…
Siz susarken, çocuklar konuşuyor.
Kanla yazılmış duvarlarda, masumların isimleri okunuyor.
Gözleri korkuyla bakan bebekler, sizi affetmeyecek.
Çünkü siz, gözlerinizi çevirdiniz.
Ama hâlâ geç değil.
Vicdan, toprak gibi; kurusa da yağmurla dirilir.
Kalp, taş gibi olsa da hakikatin ışığıyla yumuşar.
Dönün.
Bakın.
İzleyin değil, hissedin.
Uzak kalmayın, yaklaşın.
Hiçbir şey yapamıyorsanız, hiç değilse suskunluğunuzu bozun.
Zalimin cesareti, sizin suskunluğunuzdan doğuyor.
Zulüm, sizin ilgisizliğinizle büyüyor.
Ve zalim, mazlumu ezdikçe sizin utancınız artıyor.
Ey insanlık…
Bugün sadece bir halkı değil, kendi onurunuzu da korumalısınız.
Zulme karşı durmak, bir lütuf değil, bir borçtur.
Vicdanın borcudur bu.
Ruhun emanetidir.
Bir söz yeter bazen…
Bir duruş yeter…
Bir kalp bile yeter…
Yeter ki siz gerçekten tarafınızı seçin:
Hak mı?
Batıl mı?
Unutmayın:
Her çağın Firavunu vardır.
Ama Musa’lar hep azınlıkla başlar.
Ve o azınlık, susmayanlardır.
Siz de Musa’nın izinden yürümek istiyorsanız,
Sadece zulmü görmek değil, ona karşı saf tutmak zorundasınız.
Çünkü bir gün hesap günü gelir.
Ve o gün geldiğinde sadece ne yaptığınız değil,
Ne yapmadığınız da sorulur.
Ey insanlık…
Bugün sizi uyandıran çığlık, yarın sizi yargılayacak olan sestir.
O sesi duyun.
Vicdanınızı uyandırın.
Ve bilin:
Hakikatin karşısında hiçbir sessizlik ebedî değildir.
Yorumlar
Yorum Gönder